Diyarbakırlı seçmenler Kürt kimliğine değil dürüstlük ve hizmete bakıyor
Posted by admin on Kas 29, 2008
Dicle Üniversitesi sosyoloji öğrencilerinin 10 Kasım’da yaptığı ankete göre Diyarbakırlılar’ın yüzde 70′i belediye başkan adayının etnik kökeninin hiç de önemli olmadığını düşünüyor.
Star’dan Veysi İpek’in haberine göre DİCLE Üniversitesi’nin gerçekleştirdiği kamuoyu araştırmasında Diyarbakırlılar’ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı tercihinde etnik kimliğe değil, dürüstlüğe önem verdiklerini ortaya koydu. Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğrencilerinin, Doç. Dr. Mazhar Bağlı ile öğretim görevlisi Çiğdem Binbay’ın yönetiminde 10 Kasım’da 1450 denek üzerinde yaptığı ‘Yerel Seçim’ anketine göre, Diyarbakırlılar’ın sadece yüzde 23′ü ‘etnik köken önemli’ derken, yüzde 70′i ise ‘dürüst ve tecrübeli Türk bir adaya da oy verebilirim’ diyor. Haberin Devamını okumak için Tıklayınız… »
Seçmen kütükleri yarın askıya çıkıyor
Posted by admin on Kas 26, 2008
Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü listeleri, 29 Mart 2009 tarihinde yapılacak olan yerel seçimler öncesinde yarın askıya çıkartılarak güncelleştirilecek.
Listeler, 26 Kasım -05 Aralık 2008 tarihleri arasında askıda kalacak. Seçmen Kütüğünün Güncelleştirilmesi’ne yönelik karar bugünkü Resmi Gazete’de yayımlandı. Yayımlanan kararda, 22 Mart 2008 tarihli, Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren 5749 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile 298 sayılı Kanunun “Seçmen Kütükleri” kısmında önemli değişiklikler yapıldığı hatırlatıldı. Kararda söz konusu değişiklikler nedeniyle Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğünün 29 Mart 2009 tarihinde yapılacak olan mahalli idareler seçimlerinden önce askıya çıkartılarak güncelleştirilmesi zorunlu hale getirildiği kaydedildi. Kararda, yerel seçimlerinden önce askıya çıkarılacak muhtarlık bölgesi askı listelerinin güncelleştirilmesinin hangi esaslara göre yapılacağı da açıklandı. Listeler 26 Kasım 2008 Çarşamba günü saat 08.00′de askıya çıkarılacak ve 5 Aralık 2008 Cuma günü saat 17.00′de askıdan indirilecek.
-ASKI LİSTELERİ ASILDIKTAN SONRA HALKA DUYURULACAK-
Kararın ekinde yer alan Seçmen Kütüğünün Güncelleştirilmesi Usul ve Esaslarını Gösterir Genelge’ye göre, muhtarlık bölgesi askı listeleri 26 Kasım 2008 tarihinde saat 08.00′de, muhtarlık bölgeleri esas alınarak ait oldukları mahalle veya köylerde halkın kolaylıkla görüp okuyabileceği yerlere asılacak. İlçe seçim kurulu başkanlığı, muhtarlık bölgesi askı listelerinin askıya çıkarıldığını aynı gün ve takip eden her iki günde bir belediye veya zabıta hoparlörü ile halka duyuru yapacak. Ayrıca, ücretsiz olmak kaydıyla, ilçede mahalli gazete, TV ve radyo aracılığı ile de iki günde bir duyuru yapılacak. Muhtarlık bölgesi askı listeleri, 05 Aralık 2008 tarihinde saat 17.00′de ise askıdan indirilecek.
-BAŞKA İLDE ÖĞRENCİ OLUP OY KULLANMAK İSTEYEN GÜNCELLEŞTİRME YAPTIRACAK -
Karara göre, güncelleştirme amacıyla çıkartılacak olan muhtarlık bölge askı listelerinde şu kişiler güncelleştirme yaptıracak: “-Seçmen niteliğine sahip olduğu halde, muhtarlık bölgesi askı listesinde ismi bulunmayan, -Başka bir muhtarlık bölgesi askı listesinde yazılı olup da sürekli olarak oturmak amacı ile listenin askıya çıkarıldığı muhtarlık bölgesine gelen, -Öğrenci olup, seçmen niteliğini taşıyan ve öğrenim gördükleri yerleşim birimlerinde oylarını kullanmak isteyen, -Muhtarlık bölgesi askı listesinde kendisine ait kimlik ve adres bilgilerinde yanlışlık veya eksiklik bulunan, -Olay bilgisi değişen (vatandaşlık durumu gibi), - Askerlikten terhis olanlardan listede kaydı bulunmayan (Terhis belgesi veya Askerlik Şubesince verilen belgenin ibrazı gereklidir.), -Kamu hizmetlerinden süreli olarak yasaklı olup da, yasaklılık süresi sona erenler.”
-ASKI LİSTESİNE YAZILAMAYACAK OLANLAR-
Muhtarlık bölge askı listelerine bazı kişiler ise yazılmayacak. Kısıtlı veya kamu hizmetlerinden yasaklı olanlar, MERNİS kayıtlarında Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası olup da, seçmen niteliğine sahip olmakla birlikte MERNİS Adres Kayıt Sisteminde (AKS) bulunmayanlar, silah altında bulunan erler, onbaşılar, kıta çavuşları ve askeri öğrenciler, izinli olsalar bile listelere yazılamayacak.
-ASKI LİSTESİNDE İSMİ BULUNMAYANLARIN YAZIMI-
Askıya çıkartılan muhtarlık bölgesi askı listesinde kayıtlı olan seçmenlerden kayıtlarında yanlışlık veya eksiklik bulunan, askı süresi içerisinde yerleşim yerini aynı ilçe içinde başka bir muhtarlık bölgesine veya bir ilçeden diğer bir ilçeye nakleden kişiler, ilgili nüfus müdürlüğüne veya nüfus müdürlüğünden alacakları resmi nitelikteki belge ile askı yeri görevlisine veya ilçe seçim kurulu başkanlığına da müracaat edecekler. Öğrenci olup, seçmen niteliğini taşıyan ve öğrenim gördükleri yerleşim birimlerinde oylarını kullanmak isteyen, öğrenciler ise öğrenim gördükleri okuldan öğrenci belgesi alarak ve yurtta kaldıklarına ilişkin belge ile ilgili nüfus müdürlüklerine bizzat başvuracaklar.
Kaynak : ZAMAN
AK Parti’nin iki tarz Kürt siyaseti
Posted by admin on Kas 22, 2008
| AK Parti ile özgürlükçü aydınlar arasında bir süredir kara kedi dolaşıyor. Eleştirilerin odağında, partinin reformcu kimliğini yavaş yavaş yitiriyor olması var. Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün Brüksel’deki konuşması; Erdoğan’ın bir dönem MHP’nin sloganı olan “Ya sev ya terk et” anlamına gelecek sözleri; Aktütün baskını sonrasında Taraf Gazetesi ile AK Parti arasındaki zıtlaşma dile getirilen olumsuz örneklerden birkaçı. | |
| Ancak AK Parti ile liberal aydınlar arasındaki çelişki, Kürt sorununa yaklaşım farkından kaynaklanıyor. 22 Temmuz’da bölgede büyük başarı elde eden AK Parti’nin yerel seçimde Diyarbakır’ı hedefine koyması, demokrat çevrelerde Kürt meselesiyle ilgili açılım beklentisini yükseltti. Somut bir adım gelmeyince de bu, hayal kırıklığına dönüştü.
Aslında meselenin özünde, hangi adımların Kürtleri memnun edeceği hususundaki anlaşmazlık yatıyor: Öncelikle çözülmesi gereken konular, siyasî, kültürel ve anayasal haklar mıdır? Yoksa yoksulluk, işsizlik, eğitim gibi sosyo-ekonomik sorunlar mı? Türk veya Kürt kökenli aydınlara göre temel sorun hukukî ve siyasî. Örneğin, Emre Aköz, geçtiğimiz günlerde ‘Makul Kürtlerin talepleri’ adı altında 10 madde sıraladı. Kürtçe eğitim/yayından coğrafî isimlerin iadesine ve siyasî affa kadar birçok siyasî öneriyi kapsayan pakette, ekonomik sorunlar sadece bir maddeydi. PKK çizgisine karşı, ama Kürtçü bir siyasetçi olan Şerafettin Elçi’ye kulak verirseniz, federasyon dışında yol olmadığını işitirsiniz. Bir DTP’liyi dinlerseniz, size bir çırpıda Kürtlerin taleplerini sıralar. Milletvekili Fatma Kurtulan, bir konuşmasında şöyle demişti: “Talepler belli. Kürt dili ve demokratik özerklik Anayasa’ya girsin. Koruculuk kaldırılsın. Sayın Öcalan’ın koşulları düzenlensin. Herkesi kapsayacak genel af çıkarılsın.” Halbuki AK Parti ve Erdoğan’ın izlediği siyaset, bu soruna aydınlar ve Kürtçü hareketlerden farklı baktıklarını gösteriyor. Bu yaklaşıma göre, Kürtlerin öncelikli gündemi Kürtçe eğitim veya anayasal haklar değil. Asıl mesele, ekonomik ve sosyal sıkıntılar. Bu yüzden AK Parti, 22 Temmuz öncesinde yaptığı gibi, bütün imkânları seferber ederek eğitim, sağlık, ulaşım, geçim sorunlarını çözmeye çalışıyor. Kürt kökenli birçok bakan ve milletvekiline sahip olan Erdoğan’ın, bölgenin nabzını tutamadığını söylemek kolay değil. Aksine, GENAR’ın yaptığı son araştırma, Erdoğan’ın stratejisinin tabandaki gerçeklere daha yakın olduğunu kanıtlıyor. Araştırmaya göre, bölge halkının öncelikli gündemi ekonomi. İşsizlik yüzde 55 ile başı çekerken, onu yüzde 23,6 ile yoksulluk ve yüzde 9,7 ile eğitimsizlik izliyor. Halkın sadece yüzde 1,9′u etnik ayrımcılıktan şikâyetçi. ‘Kürt kimliğinin yok sayılmasını’ en önemli sorun olarak görenlerin oranı yüzde 2,4. ‘Kürtçe kursuna katılmayı düşünmüyorum’ diyenlerin oranı yüzde 77,8 iken, ‘meslek kursu’ isteyenlerin oranı yüzde 75,8. ‘Siyasî temsilde kim önde?’ sorusuna, yüzde 45 gibi bir kitlenin “hiç kimse” cevabını vermesi ciddi temsil sorununa işaret etse de mevcutlar içinde AK Parti yüzde 24′le önde. DTP, yüzde 5′lerde dolaşıyor. Benzer araştırmalarla halkın nabzını tutmaya önem veren Erdoğan’ın, bu şartlar altında bir siyasetçi olarak sokağa değil de aydınlara kulak vermesini beklemek zor. Üstelik bölgeden şehit cenazeleri gelmeye devam ederken DTP ile siyasî talep yarışına girmek, hem ülkenin diğer yerlerinde oy kaybı hem de devletle zıtlaşma riski taşıyor. Bu çerçevede AK Parti’nin uyguladığı en önemli telafi politikası, DTP’yi sert bir şekilde karşısına alırken, Iraklı Kürtlerle buzları eritmeye çalışması. Daha önce olsa Barzani ile yakınlaşma, bazı odaklar tarafından aleyhte kullanılabilirdi, kullanıldı da. Ama şimdi bu strateji, Dağlıca-Aktütün provokasyonları sonrasında MGK’dan çıkan “Irak’taki tüm taraflarla temas” kararı çerçevesinde, devlet politikası olarak yürütülüyor. Barzani ile Ankara arasındaki sessiz diplomasiyle bir yandan PKK’nın Kuzey Irak’taki zemini daraltılırken, diğer yandan da Kürt kökenli seçmene AK Parti’nin Kürtlerle sorunu olmadığı mesajı veriliyor. Aydınları kızdıran bu stratejinin başarısı, seçimde belli olacak. Ve başarılı olursa herkesin soruna bakışını yenilemesi gerekecek. |
Tarhan Erdem’den seçim öngörüsü
Posted by admin on Eki 14, 2008
Tarhan Erdem Tempo dergisinin son sayısında yerel seçimlere yönelik önemli açıklamalarda bulundu: “14 ay önce yüzde 47 ile iktidara gelmiş bir partinin, yerel seçimlerde yüzde 50’nin üzerinde oy alması sürpriz sayılmamalı. Dolayısıyla 29 Mart akşamı, sayısı 2 bin 400 civarında olan belediye başkanlığının önemli kısmını AKP’li adayların kazanmasına hazırlıklı olmalıyız.”
22 Temmuz seçiminin Adalet ve Kalkınma Partisi’nden (AKP) başka bir galibi daha vardı Tarhan Erdem. Seçimden önce Erdem’in şirketi Konda’nın araştırmasında ‘AKP’nin gümbür gümbür’ geleceği ortaya koyulunca itiraz edenler oldu. Ancak sonuç şöyleydi: “Hepimiz uzaylıyız.” Yüzde 47 ile iktidara oturan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Hedefimiz yerel seçimler” dedi. Üzerinden 14 ay geçti. Partiler yerel seçim hazırlıklarını harlı bir ateşe aldı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) eski genel sekreteri, araştırmacı ve Radikal gazetesi köşe yazarı Tarhan Erdem ile siyasi müneccimlik yapmadan, geçmişteki araştırmaları kulağa küpe yaparak, yerel seçimin karnesini konuştuk.
UFUKTA AKP VAR AMA..
Türkiye geneline AKP hâkim. Ama AKP’nin genel seçimlerde Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da aldığı oy düşecek. 22 Temmuz’daki tablo bozulacak. DTP’nin Güneydoğu’daki oylarında bariz bir çoğalma olacak. Bu yerel seçim öngörüsü Tarhan Erdem’e ait. Erdem, “Yerel seçimlerde Kürtlerin kulakları, Başbakan’ın söyleyeceklerine eskisi kadar açık olmayacak” diyor
Yerel seçimlerde, seçmenin oy inisiyatifini en çok ne belirler?
Adayın partisinin yanında iki önemli etken vardır. Biri, belediye başkanı adayının kişiliği, deneyimi yani niteliği yanlış aday seçimi, partisinin oyunu etkiler. İkinci etken, belediye seçimlerinde iktidar partisinin sahip olduğu avantajdır. Özellikle küçük yerlerde halk genellikle, “İktidarın adayını seçelim” der.
O halde bu mantıkla, yerel seçimlerde ufukta AKP mi var yine?
14 ay önce yüzde 47 ile iktidara gelmiş bir partinin, yerel seçimlerde yüzde 50’nin üzerinde oy alması sürpriz sayılmamalı. Dolayısıyla 29 Mart akşamı, sayısı 2 bin 400 civarında olan belediye başkanlığının önemli kısmını AKP’li adayların kazanmasına hazırlıklı olmalıyız. Fakat burada önemli bir ‘ama’ var.
AKP’NİN GÜNEYDOĞU’DA OYU DÜŞECEK
Nedir o?
AKP’nin genel seçimlerde Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da aldığı oy düşecek. Yani 22 Temmuz’daki tablo bozulacak. Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP), yani bağımsızların Güneydoğu’daki oylarında bariz bir çoğalma olacak. Kürtler açısından mesele net: AKP, bölgede 22 Temmuz’da aldığı oranlardan düşük oranda oy almalıdır. Tabii DTP’nin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılması bu beklentiyi değiştirebilir.
Şimdi, “Tarhan Erdem, bu kez de Kürtler için mi araştırma yapmış?” diyenler olacak.
Bu tahmini bir araştırmaya dayanarak söylemiyorum. Siyasi müneccimlik de yapmıyorum. Ancak görünen köy, kılavuz da istemiyor. Bölgeye gidip havayı kokladığınız zaman bunu anlıyorsunuz.
KÜRTLER AKP’YE GÜLE GÜLE DİYECEK
22 Temmuz’da Erdoğan’a evlerini açan Kürtler, neden AKP’ye, “Güle güle” diyecek?
Kürtler, 22 Temmuz’da Erdoğan’a tam olarak, “Haydi gel, evimize gir” demedi. Olan şuydu: Baraj nedeniyle, DTP parti olarak seçime girmedi, bağımsız adaylarla Meclis’e girmeyi denedi. Yalnız bağımsızların nereden kaç milletvekili kazanacağını hesaplayarak aday göstermenin riski vardı bu teknik nedenle, bağımsızlar dışındaki partiler için kendiliğinden yer ayrılmış oldu. Bu teknik durumla, Başbakan’ın çıkışlarının Kürtler üzerinde yarattığı olumlu hava birleşti. Kürtler, ‘bir şey’lerin değişeceğini umutla beklediler. “Bu adamı deneyelim. Biraz daha sabredelim” dediler ve Erdoğan’a oy verdiler. AKP ne yaptı? Sadece Nâzım Ekren’i gönderdi bölgeye doğru bir adımdı, ama yeterli değildi. Söylemekten dilimizde tüy biten işler yine yapılmadı.
Şu nakarat mı? “İdari reform, ekonomik iyileşme ve eğitim.”
Nakarat değil, şarkının aslı.
Kürt sorununun geldiği nokta, yerel seçimlerde ortaya çıkar mı?
Kürt sorunu, TBMM’nin meselesidir. Benim Kürt sorunu ya da “Kapana sıkışanlar” dediğim konu, Türkler ile birlikte Türkiye’de yaşamak isteyen insanların meselesidir. Konu şudur: Ben federasyon veya başka şeyler isteyenlerle meşgul değilim. Birlikte yaşamaya kararlı olan, birlikte yaşamaya kararlı olduğumuz insanları düşünmeliyiz. Eğer bu sorunu çözmezsek, bizimle birlikte yaşamak isteyenlerin sayısını azaltırız, yıllardan beri yaptığımız budur. Gelelim sorunuza, Doğu’da ve Güneydoğu’da DTP veya bağımsızların, AKP’yi 22 Temmuz performansının altına çekebilmesi ile ortaya çıkan resim şu olacak: Kürtler AKP’ye, “DTP’nin kapatılmasına iktidar partisi olarak hiçbir şey söylemediniz, ama kendinizle ilgili olduğunda dünyayı yerinden kaldırdınız. Sen, kendine demokratsın, benim partimin hakkını niye savunmadın?” diyecektir.
AKP BAYDEMİR’LE BİLE DİYARBAKIR’I ALAMAZ
Bir varsayım: Osman Baydemir, AKP’nin adayı olsa?
Seçimi kazanamaz. Çünkü orada sadece Baydemir’in kişiliğine oy verilmiyor açıkça “Ben Kürt’üm” diyen siyaseti taşıyan insana oy veriliyor. Bakınız, Cumhuriyet tarihinde TBMM’de aslen Kürt olan milletvekili sayısı genelde halk içindeki Kürt oranından daha fazla olmuştur. Ama bu, Kürtlerin temsil edildiği manasına gelmez.
Ne anlama gelir?
Her kapı açıktır, ama “Ben Kürt’üm” diye siyaset yapanlara değildir.
Ama tam burada hatırlatmak gerek: Erdoğan da Kürtlerin kalplerinin kapısını, “Ben de sizdenim” diyerek aralamıştı.
Evet. Kürtler de Erdoğan’a o nedenle oy verdi. Ama Kürt seçmenin kulaklarının şimdi, Erdoğan’ın söyleyeceklerine eskisi kadar açık olduğunu sanmıyorum.
Sayın Başbakan şimdi size, “Daha ortada seçim sonucu yok. Doğmamış çocuğa don biçiyorlar” derse?
Başbakan özgürlükleri Almanya’da başka, Türkiye’de başka tanımlayacak değil ya! Erdoğan’ın Almanya’da yaşayan Türkler için istediklerini, Türkiye’deki Kürtlere vermediği için oyu düşecek. Fakat şu da var: Eğer bölgedeki belediye başkanı ve belediye meclisi adaylarını ‘doğru’ seçerse, AKP’nin Doğu ve Güneydoğu’daki oy oranının en azından trajik bir biçimde düşmesini önleyebilir.
DİNİN ETKİSİ AZALACAK
Doğu bölgelerinde dini refleksleri ‘daha hızlı’ adaylar, AKP için ‘doğru’ olur mu?
Kürtlerin arasında Şafi ve Aleviler de var. O nedenle AKP, Kürtlerin kapısını çalarken, mezhebe değinmeden, “Hepimiz Müslüman’ız, ayrımız gayrımız yok” diyerek politika geliştiriyor. Oysa ben, önümüzdeki yerel seçimlerde bu politikanın fazla etkin olmasını beklemiyorum. DTP ‘yanlış isimleri’ aday gösterir, AKP ‘doğru Kürt’ adaylar çıkarırsa, o etkili olabilir.
İZMİR YİNE CHP
Yerel seçimlerden bahsediyoruz. Milliyetçi Halk Partisi’nin (MHP) ya da CHP’nin adını anmadık daha. MHP ve CHP görünmez mi olacak?
Bu konuları konuşurken, bütün ülkede geçen seçimlerden sonra belirgin biçimde artan kutuplaşmanın etkilerini göz ardı etmemeliyiz. Örneğin İzmir bunun bariz biçimde görüldüğü yerlerden biridir. CHP’li başkanın başarısı, kutuplaşmanın desteğiyle birleşerek, İzmir’de CHP’yi açık ara kazandıracaktır. Eğer CHP çok büyük bir hata yapmazsa, İzmir’i alır, AKP’nin İzmir’i alma ihtimali çok az.
TOPBAŞ YENİLMEZ
İsterseniz spekülasyon yapalım MHP, az farkı kapatıp iktidardan Osmaniye Belediye Başkanlığı’nı alabilir mi?
Bilmiyorum. Mustafa Sarıgül, Demokratik Sol Parti’den (DSP) aday olursa, Şişli’de kalır. Kadir Topbaş’ın yenilmesi çok zor! Bunların dışındakiler gözü kara kumarcılık olur. Ancak Doğu ve Güneydoğu dışında, 29 Mart akşamı, son günlerde “AKP’nin oyu çok düşecek” diyenler korkarım üzüleceklerdir. AKP, son aylarda yaptığından çok daha fazla hata yaparsa başka tabii. Unutmayalım, daha altı ay var, seçmenimizin eğilimleri lider hatalarının da yardımıyla, önümüzdeki altı ayda değişebilir.
Tempo dergisi
Son seçim anketi AK PARTİ % 60
Posted by admin on Eyl 16, 2008
“Son yaptığmız araştırmaya göre, CHP’li de, AKP’li de ‘din benim hayatımda önemli’ diyor ama… Toplumun yüzde 80’inin siyasi tercihini din belirlemiyor. Yüzde 80’in oyunu para belirliyor.”
“On gün önce yerel seçim olsaydı, AK Parti yüzde 62.4 oy alacaktı. Önümüzdeki altı ayda ekonomide ciddi bir dalgalanma olmazsa, AK Parti yine bu oyu alacak. CHP ve MHP oy yitirecek, DTP aynı kalacak.”
Neşe Düzel, önde gelen kamuoyu araştırma şirketlerinden A ve G’nin sahibi Adil Gür’le siyasetçi-medya kavgası ve bu kavganın seçmen üzerindeki etkileri üzerine yaptığı ve dün birinci bölümünü yayınladığı söyleşinin ikinci bölümünü yayınladı..
NEŞE DÜZEL: Başbakan’ın, Doğan Grubu’na sert tepkisinin sadece, Deniz Feneri’yle ilgili yolsuzluk iddialarında kendi adının da geçirilmesiyle ilgili olmayabileceğini söylediniz. Başbakan Erdoğan başka neye tepki gösteriyor olabilir sizce?
ADİL GÜR: Başbakan zaman zaman fevri davranan biri ama Deniz Feneri haberi bu kadar gürültüye neden olamaz bence. Bu tepkinin gerisinde belki başka bir şey var ve biz bunun ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Medya-siyasetçi kavgasında aklıma şu komplo teorisi bile geliyor.
Aklınıza ne geliyor?
Acaba Başbakan Aydın Doğan’ı, konu ekonomiye gelmesin diye mi böyle mindere çekti? Çünkü AK Parti kavga etmezse sıra Türkiye’nin temel sorunlarını konuşmaya gelecek. Doğan Grubu’nun da hataları vardır… Varsa bir şey siz başbakansınız, beklemezsiniz ve gereğini yaparsınız. Ama şu nokta çok önemli. Bu ülkede işsizlik, yoksulluk ve terör sorunları hep böyle kavgalarla, gerginliklerle ertelendi ve erteleniyor.
Peki… Toplum, Başbakan’la Doğan Grubu arasında yaşanan kavgada, siyasetin tutumu hakkında ne düşünüyor?
Yaptığımız araştırmalarda hep şunu gördük. Toplum bu tip şeylere tepki gösterirken aklının bir köşesinde hep kendi siyasi görüşünü saklı tutuyor. AK Parti’ye oy vermiş olanlar Doğan Grubu’nu suçluyor, Doğan Grubu’nu savunanlar da Başbakan’ı suçluyor. Bizde insanlar kavgayı izleyip düşüncesini değiştirmiyor. Yargı-siyaset gerginliğinde de aynı şey yaşandı. Herkes baştaki görüşünü korudu.
Siz, 20 yıldan fazladır kamuoyu araştırmaları yapıyorsunuz. Türkiye’de medyayla toplum arasındaki ilişki ne?
Türkiye’de endişe verici bir gelişme var. Bu ülkede güven duygusu iyice zayıfladı. Geçen ay kurumlara güveni araştırdık. Gördük ki, çatışmalar arttıkça, ülkenin bütün kurumlarına –cumhurbaşkanına, başbakana, orduya, medyaya, polise, mahkemelere, siyasetçiye- güven azalmış. Ergenekon tartışmaları ve iddianamesiyle birlikte bu ülkede orduya güven ilk kez yüzde 79’a düştü. Oysa orduya güven her zaman yüzde 90’ın üstündeydi. Böyle bir güven bunalımı bu ülkede otoriter bir rejime, post modern darbelere davetiye çıkarır.
Peki, bugünkü medya-siyasetçi kavgası medyanın imajını nasıl etkiliyor sizce?
Gelişmiş demokrasilerde iktidarları denetleyen muhalefet ve medyadır. Düşünebiliyor musunuz, yaptığımız araştırmaya göre, bu ülkede her yüz kişiden sadece 14’ü muhalefete güveniyor. Medyaya gelince… Her yüz kişiden de ancak 21’i televizyonlara ve gazetelere inanıyor. Türkiye’de muhalefete de, medyaya da güvensizlik had safhada. Halk muhalefete ve medyaya güvenmezse iktidarı kim denetleyecek?
Bu güvensizliğin nedeni ne?
Geçmişte yaşanan siyasetçi-medya savaşları. Tabii bir de medya patronlarının 20 yıldır kendi aralarında süregelen kavgalar. Bu kavgalar her iki tarafla da ilgili kuşkuları artırdı. Yargı-siyasetçi kavgasında da aynı sonuç yaşandı. O kavgada da hem başbakana hem yargıya olan güven azaldı. Unutmayın ki Türkiye’de seçmenin yüzde 50’den fazlası ilkokul ve daha alt eğitim gruplarından oluşuyor. Bu gürültüde, insanlara kavganın nedenini etraflıca anlatabilmeniz zor. Çünkü her kavgada iki taraf var ve iki taraf da bir şeyler söylüyor ve insanların kafası karışıyor. Ayrıca bizim halkımız kavga seyretmeyi sever ama kavga edenleri sevmez. Kavga edenler halkın gözünde daima yıpranır.
Yerel seçimler yaklaşıyor. Seçimlere kadar siyasette oylar çok değişir mi yoksa bu seviyelerde sürer mi?
On gün önce yerel seçim olsaydı AK Parti yüzde 62,4 oy alacaktı. Çünkü ekonomide şikâyetler artsa da halk yerel yönetimlerden memnun. AK Parti’nin başarısının sırrı sosyal yardımlaşmayı çok iyi becermesinden kaynaklanıyor zaten. Çocuğu askerde olan ailelere para yardımı yapan AK Partili belediyeler var bugün. Eğer önümüzdeki altı ayda piyasalarda çok önemli bir dalgalanma olmazsa ve bir kriz yaşanmazsa…
Ne olur?
AK Parti oylarını korur ve yüzde 60 civarında oy alır. Aslında Türkiye’de adı konmamış, ötelenmiş bir ekonomik kriz var. Bu kriz sürekli öteleniyor ve yerel seçimlere kadar da ötelenmeye devam edecek. Kriz yerel seçimden sonra patlayacak. Yerel seçimde CHP ve MHP önemli oranda oy kaybedecek. DTP ise oyunu koruyacak. AKP’nin Diyarbakır’ı alabileceğini sanmıyorum ama İzmir’e ve Mersin’i alabilir.
Ergenekon davasının oylara bir etkisi var mı peki?
AKP’nin oyları Ergenekon davasından ötürü mü yoksa Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatmama kararından dolayı mı arttı, bunu ölçemedik. Ama halkın Ergenekon’la ilgili ne düşündüğüyle ilgili bir araştırma yaptık. Türk halkı devletin içinde pek çok karanlık iş yapan ve faili meçhul cinayetlerden sorumlu olan bir çetenin olduğuna inanıyor.?Ama halk bu çetenin en tepedeki generalleri de içine aldığına, darbe yapacak güçte olduğuna inanmıyor. Ayrıca halk, bu davadan bir sonuç çıkacağını düşünmüyor. Susurluk gibi Ergenekon’un da üstünün örtüleceğini söylüyor.
Ordunun Ergenekon sanıklarını resmen ziyaret etmesi, oylara etki yapar mı?
Çok küçük bir etki yapar. Kavgalar, gerginlikler, yolsuzluklar oyları çok etkilemiyor. Daha doğrusu küçük küçük etkiliyor. Asıl oyları ekonomi belirliyor. Kocaeli’ndeki komutanın Ergenekon sanıklarını ziyaretini halka, sorsanız, bunu sadece büyük kentlerde yaşayan eğitimli insanlar bilir. Bunların da oyu ağırlıklı olarak zaten CHP’yedir. Bu ülkede sadece üniversite mezunlarına seçme hakkı tanısanız, CHP iktidar olur. Eğitim yükseldikçe gelir artıyor. Gelir arttıkça oylar CHP’ye gidiyor.
Önümüzdeki seçimlerde halk neyedikkat ederek oy verecek sizce? Sonuçları en çok hangi faktörler belirleyecek?
Vatandaş yine cebine bakacak. Bugün Habertürk’teki programımızda açıklayacağımız araştırmanın bir ilginç sonucu daha var. Vatandaşa, ‘Din sizin hayatınızda ne kadar önemli’ diye sorduk. CHP ve AK Parti’ye oy veren seçmen arasında çok büyük bir fark çıkmadı.
Fark çıkmadı mı?
İkisi de aynı cevabı veriyor ve ‘din benim hayatımda önemli’ diyor. AKP dindarların, CHP dinden uzak olanların partisi demek yanlış bu yüzden. Aslında Türkiye’de hepimiz ‘din bizim hayatımızda önemli’ diyoruz. Ama bunu desek de, bu toplumun yüzde 80’inin siyasi tercihlerini din belirlemiyor. İnsanların siyasi tercihinde belirleyici olan şey ‘duygusallık’! Yani para, para, para… Yani ekonomi! Yıllardır seçim araştırmaları yapıyorum, sonuç hep bu çıktı. İnsanlar AK Parti’ye bunlar Müslümanlara hizmet ediyor, eşlerinin başı da örtülü diye oy vermiyor. Araştırmalara göre de AK?Parti’nin oylarının sadece yüzde 20’si ideolojik. Zaten Türkiye’deki kamplaşma da aslında ideolojik değil.
Türkiye’deki çatışmanın, kamplaşmanın nedeni nedir?
Türkiye’de bir sosyal sınıf çatışması var. AK Parti, düşük gelirlilerin, düşük eğitimlilerin ve ezilenlerin partisidir. MHP?orta sınıfın partisidir. CHP?de burjuvazinin partisidir. CHP’ye oy veren fakirler yok mu? Tabii ki var ama ağırlıklı olarak CHP burjuvaziden, elitlerden oy alıyor. Araştırmalara göre AK Parti’ye oy verenlerin hane halkı ortalama aylık geliri 750-850 lira arasında. MHP’ye oy verenlerinki 900 ile bin lira arasında. CHP’ye oy verenlerin hane halkı ortalama aylık geliri de bin 400 liranın üzerinde. Bu ülkede 1980’den önce Zeytinburnu, Ümraniye gibi yerler solun kalesiydi. Sağ görüşlülerin sokakta gezmeye dahi cesaret edemediği yerlerdi bunlar. Ne oldu??Bu insanlar hidayete mi erdi? İmana mı geldiler??Bu insanlar o zaman da yoksuldu, şimdi de yoksullar. Şimdi AK?Parti’ye oy veriyorlar. Artık CHP’ye oy vermiyorlar. Çünkü Türkiye’de sol yoksullara hitap etmekten vazgeçti.
Peki, halk AKP’yi mazlum olarak görmeye devam ediyor mu yoksa son yolsuzluk iddiaları ve kavga bu imajı değiştirdi mi?
Halk AK Parti’yi mazlum olarak görmedi. AKP de bu oyları mazlum olduğu için almadı. Zaten mağduriyet bir partiye yaramaz. Çünkü böyle bir mağduriyet algısı bir noktadan sonra beceriksizlik algısına dönüşür. 22 Temmuz’daki yüzde 46’lık oyunun sadece yüzde 4,5’u AKP’ye 27 Nisan muhtırası ve cumhurbaşkanlığı krizi nedeniyle verildi. Size bir şey söyleyeyim. Aslında AKP’yi kapatmama kararı ve Ergenekon davası bu ülkede bütün dengeleri değiştirdi.
Neyi değiştirdi?
Ergenekon davası, orduya, parlamenter sistem içinde bulunması gereken yeri gösterdi. Kapatmama kararı da laik-anti laik kavgasını bitirdi. Artık bu defterler kapandı. Bu toplumda bundan sonraki çatışmalar ideolojik eksenli olmayacak. Günlük hayatla ilgili sorunlar tartışılacak. Seçmenin siyasi tercihlerinin daha rahat şekilleneceği bir döneme girildi Türkiye’de. Siyasi partiler için kutuplaşmalardan beslenmek bitti. Artık sorunları tartışacaklar ve çözüm önerecekler.
AKP çevresinde yolsuzluk iddiaları yoğunlaştı. Şaban Dişli olayı, Deniz Feneri, Batman, Gaziantep’le ilgili iddialar. Seçim sonuçlarını nasıl etkiler?
Çok fazla etkilemez. Eğer partiler başa baş gitseydi yolsuzluk haberleri seçim sonucunu etkilerdi ama durum öyle değil. Arada açık fark var. Yolsuzluk iddiaları seçimin kaderini değiştirmez. Bugün insanlara ‘Türkiye’nin temel meselesi ne’ diye sorduğunuzda ‘aş ve iş’ diyor. Oysa 90’lı yıllarda sadece on kişiden biri en büyük sorun olarak issizliği gösterirdi. Şimdi her iki kişiden biri ‘işsizlik’ diyor. Türkiye’de işsizlik sorunu 2001’den beri hızla büyüdü. AKP bugüne dek uyguladığı sosyal politikalarla işsiz insanlara para verdi, yardım etti ama, işsizliği ortadan kaldıracak bir şey yapmadı. Bu ülkede 2001’den beri yeni iş kapısı açılmadı.
Bütün dünyada politikacıların ve siyasi partilerin başarısı işsizlik rakamıyla ölçülür. İşsizlik rakamı azalmazken, AKP’nin oyu niye arttı?
AKP’nin oyu işsiz bıraktığı adamı beslediği için arttı ama şimdi yağ, un, kitap gibi yardımlar yetmiyor. İnsanlar daha fazlasını talep ediyorlar. Adam, cep telefonunu da değiştirmek istiyor.
AKP, “dürüstlüğe” çok vurgu yapan bir partiydi. Bu son yolsuzluk haberleri AKP’nin imajını nasıl etkiledi? İktidar partisinin dürüstlüğünden kuşkulananlar arttı mı?
Bu iddialar AKP’yi mutlaka yıpratacak ama seçmen tercihinde birinci öncelik bu değil. Yaptığımız araştırmalarda şu çıkıyor. Halkın dürüstlükle ilgili büyük bir talebi yok. Halkın birinci önceliği aş, iş ve para. Bugün dolar bir buçuk lira, euro iki lira olsun, iddia ediyorum AKP yüzde 15 oy kaybeder. Bu kadar basit. Ocak ayından itibaren tüm araştırmalarda bu görülüyor.
Ne görülüyor?
İnsanların ekonomiyle ilgili endişeleri artmaya başladı. Öyle ki, bu durum AKP’nin de oyuna yansıdı. Siyasette hem kararsız seçmenlerin oranı büyüdü hem de toplumda karamsarlık arttı. ‘Türkiye’nin önümüzdeki bir yılı daha kötü olacak’ diyenlerin oranı son yaptığımız araştırmada yüzde 41 çıktı. Yüzde 30, ‘Önümüzdeki bir yıl daha iyi olacak’ dedi. Zaten bu yıl bütün araştırmalar insanların ekonomik yaşamlarıyla ilgili kaygılarının giderek arttığını gösteriyor. Kararsızların oranının artması da bu yüzden zaten.
Yolsuzluk iddiaları CHP’yi nasıl etkiledi? Onun oylarını artırır mı bu iddialar peki?
Birkaç puan artırabilir. Bayramdan sonra bunu yeni bir araştırmayla ölçeceğiz. Eğitimli kesim içinde CHP’ye yönelenler olabilir. Çünkü Türkiye’de eğitimli kesimin siyasi tercihi yolsuzluklardan etkileniyor. Çoğunluk yolsuzluklardan pek etkilenmiyor. Aslında siyasi partiler şu rakama dikkat etmeliler! Türkiye’de her yüz kişiden 37’si, ‘Bu ülkede yeni bir siyasi oluşuma ihtiyaç var. Bu partilerden hiçbiri benim talebi karşılamıyor’ diyor. Bu çok yüksek bir oran! Yüzde 37, bunların hiç birinde iş yok diyor ve AK Parti de dahil mevcut siyasi partilere alternatif arıyor.
Neşe Düzel - TARAF
